6 Ağustos 2010 Cuma

BU BİR İÇ SAVAŞ.

Bazen bazı yazıları okuyup onlara dokunmak onları sevmek onlara aşık olmak istiyorum. Yazılara aşık oluyorum, onları hissediyorum, onların varlıklarıyla son derin nefesimi aldığımı zannediyorum. Görmediğin bir şeye dokunup onunla sevişmek gibi bir şey.

Ya da bilmediğin ama ilk defa dinlediğin bir şarkıyla ağlayıp, aşık olmayı istemek gibi bir şey.Bazı yüzleri görüp onlara bağlanmak, bazı şarkıları dinleyip aşık olmayı istemek, bazı yazıları okuyup onun teninden bir şeyler içmek arzusuyla yaşamak... Öpüşürken dudaklarının kıvrımını hissedebiliyorum, varoluş nedenim gözleremini önünde netleşiyor. Yüzeysel duyguları yaşarken derinleşip hissizleşebiliyorum. Derinleşirken somutluk ortadan kalkıyor ve soyut dünyada yapay mutluluklar sentezleyebiliyorum. ağlarken her türlü duyguyu hissetmek çok doğa üstü bir olay. ağlamayı seviyorum. ağlarken herşeyin netleşmesi. pollyannacılığı bırakıp gerçek dünyaya dönmeyi seviyorum.

Bazen öyle anlar geliyor ki, hani derler ya; "her şeyi bırakıp gitmek istiyorum". Her şeyi, hem de tanıdığım her şeyi bırakmak istiyorum. Bilmediğim insanlarla gülmek onlarla ağlamak onlarla hiç bilmediklerini paylaşmak istiyorum. Kimseye anlatamadığım şeyleri hiç düşünmeden onlara anlatmak istiyorum. Tanıdığım insanlara anlatırken sıkıldığım gerçeklerimi onların gerçeklerine katmak istiyorum.  Artık ikimizin olsun dediğim şeyler istiyorum. Sadece benim değil. aklıma geldikçe beni sıkıp körleştiren sırları adını bile bilmediğim birine anlatmak istiyorum. Onun ruhunda düşünmeyeni görmek istiyorum. Düşünmeyen bir ruh, yargılamayan insanlar, sebebi olmadan yapılan iyilikler, hesaplanmadan atılan adımları yaşamak istiyorum.

Çok değil 10 yıl öncesine kadar böyle hayatlar yaşarken şimdi düşüncesi belirginleşen bir insan olup, çıkar, menfaat savaşı yapıyorum. Savaşırken yoruluyorum, ama pes etmiyorum. Artık pes edip ruhsuz bir şeye bağlanmak, düşünmediğini bilmek istiyorum.

5 Ağustos 2010 Perşembe

KALK KIZIM KALK !

Zaten gök gürültüsü beni hep ürkütürdü. Geldi ve yanıma oturdu. Oysa ki çok rahattı yerinde. Sakin ol dedi. Sevdiğim adam tam karşımdaydı. Gözlerimin içine bakıyordu. O parlak maviyi her gördüğüm de avuçlarım terliyordu. Bu istek dışı olurdu hep. Artık alışmıştım. Bakarken herhangi bir çekinme kırıntısı kalmamıştı içimde. Soğuktan titrediğimi görünce ceketini bana verdi. Haziranda olacak iş miydi bu. İçimden küfür ettim yavaşça. Hafifçe çenemi tutarak başımı yukarı kaldırdı. Mutlu olup olmadığımı sordu.Yeterince mutluydum zaten. O yanımdayken hep mutluydum ben. Elini belime doladı. Arkadan hafifçe mırıldanan şarkı gök gürültüsünü ardında bırakamıyordu. Sıkıca sarıldı. Korkma dedi yeniden. Korkmuyordum. Ben varım dedi. Başını omzuma yasladı. En sevdiği parfümü sıkmıştım. Kokumu içine çekti. Bu parfüm her zaman aklını başından alırdı. Başını kaldırdı. Dudaklarıma baktığını biliyordum. Çok yakındı. Nefesini yanaklarımda hissedebiliyordum. Toparlandı ve biraz, biraz daha yaklaştı. Ve beni öpmeye başladı. Bu beni ilk öpüşüydü. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. O an aklımdaki her şey silinip yok oldu. Gözlerimi kapattım. Beni biraz daha kendine çekti. Bir koltuğa sığamaz olmuştuk. Heyecanım tutkuma engel oluyordu. Anlamsız hareketler yapmaya başladım. O ise bunların hiçbirini umursamadı. Beni olduğunca yakınına çekmeye çalışıyordu. Saçlarımda gezinen elleri belime doğru kaymaya başladı. Ne yapmak istediğin biliyordum . Oysa ki ben sadece küçük bir çocuktum. İrkildim. Gözlerimi açtım. Onun da gözleri açıktı. Niyeti belliydi. Elbisemin fermuarını arıyordu. Korkmaya başladım. Soğuktan değil korkudan titriyordum bu sefer. ” Kendine engel olamama korkusuydu” bu. Yaşamadığım çok şey vardı. Hatta o zamana kadar hiç bir şey yaşamamıştım. İlk aşkımdı o benim. Elini ilk tuttuğum adam. İlk öptüğüm… Ona güveniyordum. Ama “Ya bu doğru değilse?”. Her şeyin bir zamanı vardı elbet.

Ben daha küçük bir kız çocuğuyum. KÜÇÜK.Ellerimi boynundan çektim. Omuzlarına abanarak onu ittim. 

“Olmaz” dedim. Beni duymadı. Yaklaştı. Belimden kavradı. Canımı acıtmıştı bu sefer. Saçlarımı koparırcasına çekiyordu. Tutkusu onu ele geçirmişti. Boğazına yapıştım. Tırnaklarım etine batıyordu. 

Bunu hissedebiliyordum. Kendine geldi. “Yapma” dedim hırslı bir sesle. Sinirlendi. Eliyle çenemi kavradı. Canım daha da çok yanmıştı. daha da ÇOK.!

Ve birden CART bir ses “KIZIMMMM.!” Kalk artık saat kaç oldu.! Bu saate kadar yatılır mı? Kalk bugün teyzenler gelcek. Evi silip süpürelim.!

hhiuhüööhü . Olur mu lan böyle şey. Stephenie Meyer ’ leşmeyin.

3 Ağustos 2010 Salı

HAVA BÜKÜCÜ DEĞİL; KAPORTA YAMULTUCU.

5 kişilerdi.

Issız adamdan çıktıktan sonra bir de güzel karınlarını doyurmuşlardı. Güle oynaya okullarına dönüyorlardı. 
2si önde 3ü arkada yola devam ediyorlardı. Sağlarına baktılar, sollarına baktılar. Akılları sıra yolun güvenli olduğuna karar verdiler. 

Tam karşıya geçecekleri sırada delirmişcesine bir araba onlara doğru yaklışıyordu. Esas kız ortadaydı. Onun keyfi gıcırındaydı. Araba tarafındaki kız, sohbetten biraz kopuk bir edayla arabayı farketti.
Kendini öne attı. Arabanın gazabından kurtulmayı başarmıştı.Esas kız arabayla burun buruna geldi.


Esas kız yerdeydi. En sonda ki kız da küçük far darbeleriyle olaydan kurtulmuştu.Ama esas kız KAPORTA ya binmişti. 3 sn’lik bilinç kaybından sonra, garip montunu düzelterek ayağı kalktı. Geri de kalan 4 kız şaşkındı. Kaçan arabaya mı yansınlar, yoksa esas kıza mı gülsünler.

Yol da gençlerin halini gören teyze amcalar “hastaneye gidin yavrum sıcağı sıcağına anlamazsınız”dediler. Hastaneye gitmek üzere yola koyuldular. Hastenede gördükleri polis amcayı peşlerine takarak şikayet için karakolun yolunu tutmuşlardı ki, bıçkın delikanlılar yollarını kesti. 

Delikanlılar gırtlaktan gelen kabamtrak bir ses tonuyla ; ” pardon abla siz önümüze çıktınız, kusura bakmayın, kendi aramızda halledebilirz” dediler.

Hayli gergin ergen kızlardan esas kız son cümleyle afallamıştı.

“Ayrıca abla KAPORTA da yamulmuş, bakın ona sesimiz çıkarmıyoruz”

Esas kız şaşkındı, KAPORTAya binmeyle kalmamış, ayrıca yamultmuştu da.

Geride ki 4 ergen esas kıza baktılar. Gülmemek için dişlerini sıkıyorlardı. Esas kızburuktu, şaşkındı, garip montluydu.

Rica minnet derken, olayı kapatıp okullarına döndüler.

Esas kızın adı artık KAPORTA yamultandı. Kazayla ilgili tüm ayrıntılar unutulmuş. Akıllarda sadece bu olay kalmıştı.

Uzun falan zannedip okumamazlık yapmayın. Burda bir dramdan bahsediyorum.Ayıp ama.

ŞÖYLE ÇUKULATA TENLİ OLSUN

Kimya dersi.

4. ders oluyor yani kendisi. 4. ders demek yemek demektir. Aç gözlerimizin, zihnimizin ve midemizin doyması demektir.

Her zaman ki gibi ben ve bi grup genç zilin çalmasına 5 dk. kala kapının önüne yığıldık.

Amaç herkesten önce yemekhaneye koşmak sıra beklememek falan filan.

Yine rutin bir beklemedeyiz ben başı çekiyorum. Genelde ilk fırlayan ben olurum. Sonra benden gazı alan insancıklar arkamdan HURAAA yemekhaneye koşarlar.

Klasik arkadan hoca bağrırı çağırır; EVLADIM OTURUNNN YERİNİİZEE!! DAHA 5 DK. VAR ZİLİN ÇALMASINA.

Aç olunca karnımızda ki gurultudan başka öldür allah bir şey duymuyoruz haliyle. 
Ve zilin çalmasına 1 dk. var.

Ben ve arkamda ki bir grup genç DELİ DANALAR gibi koşmaya başladık. Yemekhaneye vardık. İşte yüzlerimizde klasik HOLEY LAN gülümsemesi var. Sıraya önlerden indik hani. Derken sınıfın geri kalanı geldi yemekhaneye.

Bir kaç gencin yüzünde bir sırıtma. Noluyo lan falan diye sormaya başladık.
Kimyacı başı çeken bana ve yanımdakilere ŞU AFRİKALILARA BAK demiş. 

AFRİKA..AFRİKALI..?

ÇAT diye üstüme alındım haliyle. Donup kaldım, bozuldum lan.! Kadın beni afrikalıya benzetmişti. Tamam esmerdim ama böyle de denmezdi falan diye düşündüm içimden.
Gözlerim falan doldu. Takmadığımı sanan yanımdakiler boğalar gibi gülmeye başladılar. Ben bir daha bozuldum.

O yemeği nasıl yediğimi inanın hatırlamıyorum.
VE TÜM ÖĞLEN ARASI AĞLADIM.

Lan ne rezillik valla aklıma geldikçe gülüyorum. Çünkü olayı aslı şuydu;

1. Kadın sadece bana dememiş.
2. Açlığımızdan dolayı bizi afrikalıya benzetmiş.

Yani o durumda zaten kadın niye benim esmerliğimle uğraşsın ki. Ne saçma. Çok alınganmışım sanırım o zamanlar. Şimdi bu olayı artık arkadaşlarla kıçımızla güldüğümüz için anlatıyorum.

AMA KOMİK. GÜLÜN YANİ.