5 Eylül 2010 Pazar

Çekik gözlü prens ” SERDAR ORTAÇ

“Kırklareli - Pınarhisar” hattı. Kliması olmayan koltukları bir ton renk atmış otobüs, hayır hayır otobüs değil minibüs, hayır minibüs de değil. Peki ne? Bilmiyorum. Garip, kıç kadarlık bir ulaşım aracı. Anlayamadım. Tabi Pınarhisar nedir neresidir bilmezsiniz. Benim de ilk defa yolum düştü, böyle küçük şirin bir ilçe.


 Tam yola koyulduk derken çılgın şoför amca radyoyu açtı, hayır radyo değildi bildiğin Yusuf güney, Serdar ortaç albümleri kırması doldurma bir kasetti. Başta Yusuf güney - Rafet el roman ikilisiyle kafama bir güzel sıçtı. Hadi İrem sabır dedim ve kulaklığıma sığınmadım. Sonra serdar ortaçın sesini duydum ve sevindim lan.! Çünkü serdar ortaç benim nazarımda dinlenmemesi gereken ama dnleyenlerine garip bakılmaması gereken biri. Sonuçta sevdiğim şarkıları bile var (?) Derken O ŞARKI ÇALMAYA BAŞLADI.

 İçinde MİKROPLARI AT söz öbeği geçen bir şarkı işte. Adı ne boksa. Ya da o şarkının adı olmamalı düşünsene mikropları at olduğunu. Belki odur bilemicem. Ama o şarkının adı olmamalı çünkü şarkının hiç bir sözü isim olmayı hak etmiyordu. Unknown olmalı  mesela. Kimse ne olduğunu anlayamamalı ya da track 3 olsun. Listede sırası geldiğinde şarkı, adından dolayı direk geçilsin falan.

 Ben bunları düşünürken Serdar ortaçın beyni olmaya karar verdim. Hangi ruh haliyle bu siktiriboktan şarkıyı yazmıştı? Ne düşünmüştü? Neden detone olmuştu bazı yerlerinde? Kafayı yemek üzereydim.

 Ve serdar ortaçın beyni oldum, ağzından çıkan kelime oldum bazı yerlerde, şarkı sözü oldum, detone sesi oldum, son olarak ÇEKİK GÖZLERİ olmaya karar verdim.

Bu adamın bu boktan şarkıyı nasıl yazdığını öyküleştirdim kafamda. 

 Serdar bundan bir önceki albümlerinin popisi üzerine yeni bir albüm yapmaya karar verdi. Parası da azalmıştı, yabancı manken karılara para yedirmekten adamın iflahı kesilmişti, ayrıca popülerliğini yitirmemek ve tazeliğini korumak için buzdolabında sak.. yeni albüm çıkarmalıydı. Albüm şarkılarını yazmaya başladı, bir sürü boktan söz buldu, müziğini falan besteledi eliyle dizinde ritim tutturu tuttura, ve poşete geldi sıra. Poşette çok zorlandı. Artık elinde avucunda bir şey kalmamıştı. Aklına ne bir şarkı sözü geliyor ne de elle tutulur bir beste.. Sonra gözü mutfaktaki çöp poşetine takıldı.

 Serdar poşetle gelen ilham sonunda rahat bir nefes aldı ve bu görevini de başarıyla tamamlıştı. Ama bir sorunu vardı; bir şarkıya daha ihtiyacı vardı. Kara kara düşündü, evde dolandı durdu, yarı kel kafasına eli gitti geldi, serdar sıfırı tüketmişti, olduğunu sandığı yaratıcılığı 3 yaşında ki bir çocuk seviyesindeydi.

 Ve o anda DÜNYANIN EN BOKTAN ŞARKISINI YAZMAYA KARAR VERDİ. Sözleri uydurdu mikropları at dedi, detone olayım şu bölümde de dedi. Bu kısımda da müzikle sözler uymasın dedi. Ve en sonunda albümünü tamamladı.

Bilmem kaç milyon gerizekalı adamın şeyinden tutup bayılarak dinlediler falan.

BİZDE MİNİBÜS KIRMASI ARAÇ KÖŞELERİNDE BU TÜR İŞKENCELERE MARUZ KALDIK.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HAPŞIRIK